Arıt Tarihi

 

arit cagrafyasi

 

 

Tarihi

Belde ile ilgili yazılı bir kaynak bulunamaması ve tarihi kalıntıların da ağır tahribata uğraması sonucu açıklayıcı bir bilgi yoktur. Bu sebeple Bartın, Amasra ve Ulus üçgeninde bulunan Beldenin de bu yörelerle aynı tarihe sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. “Arıt” isminin nereden geldiği tam olarak bilinmemektedir. Antik çağlarda kurulan bir yerleşim yeri isminin sonradan Türkçeye uyarlaması ile mi yoksa Türkler tarafından mı konduğu bilinmemektedir. Günümüzde halk tarafından bilinen rivayete göre; 13.yy da Bizanslılar tarafından terk edilen Beldeye Anadolu’nun iç kesimlerinde yaşayan ve Beyliklerin kendi aralarında yaptıkları savaşlardan bunalan halkın yerleştiği, burasının savaşlardan uzak huzurlu bir yerleşim yeri olması nedeniyle “Arıtılmış Yer” anlamında ARIT ismi ile kalmış olabileceğidir.

İkinci olasılık ise (bu olasılık daha güçlü ve gerçekçidir) ismin “kızıl” anlamındaki “Erythinoi” kelimesinden gelmiş olmasıdır. Bartın yöresinde kırmızı toprağa sahip yalnız Arıt ve Çakraz vardır. Erythinoi, Helen dilinin çoğul üretme kurallarına göre, Erythinos sözcüğünün çoğul biçimidir; Erythinos’lar ya da Erythinos’lular anlamına gelmektedir. Ancak kök sözcük görünümündeki Erythinos’un eski Helen dilinde anlamı yoktur. Kentin bir Anadolu dilinden gelme asıl adı, Helenlerce erytros (kızıl) sözcüğüyle ilgili bir ada benzeyecek biçimde bozularak Erythinoi’ye çevrilmiş olmalıdır. Gerçekten bu adı İlliada’nın anlattığı çağda (İ.Ö.1200 dolayları), hatta İlliada’nın derlendiği çağda (İ.Ö. 9.yy) Paphlagonia’daki bir yerli kentinin Helen dilinden gelme ad taşıması olanaksızdı. Üstelik, İlliada’da o adla bir kentin anılmak istendiği de kesin değildir. Strabon (12 III 10) Erythinoi için “….bunlar iki yüksek kayalardır” diyor, bir kent yada köyden hiç söz etmiyor (Bilge Umar’ın Paphlagonia adlı eserinden alınmıştır). Ayrıca Arrianos da bu yörede (Çakraz ve civarı) Eritalı namıyla bir Grek halkının varlığını zikreder. Yukarıdaki tarihi bilgiler ışığında değerlendirmek gerekirse “Arıt” isminin çoğul anlamda Eryt-hinos yani Erit-liler sözcüğünden geldiğini söylemek, Erythinoi sözcüğünün tekil kelime anlamı ise “kızıl”, çoğul anlamda ise “kızıl tepeler” olarak Türkçe’ye uyarlamak mümkündür. Anadolu’da da birçok kentin eski gerçekten ya da diğer dillerden Türkçe’ye uyarlandığını biliyoruz. Ayrıca Strabon’un da bahsettiği “…buralar iki yüksek kayalardır.” sözündeki yerlerin Arıt’ın coğrafi yapısına bakarak (Güneyde Şahin Köyünden başlayarak Esbey Köyüne kadar, Kuzeyde ise Darıören Köyünden Ören Köyüne kadar uzanan, rakımın yer yer 1320 metreye ulaştığı yüksek kayalar) Arıt olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Bahsetmiş olduğumuz üzere buranın tarihini bu üçgen içerisinde değerlendirmek gerekir. Çeşitli kaynaklarda Antik çağda Bartın ve çevresinin ilk sahiplerinin, “Gasgalar” olduğu yazılmaktadır. Bu kavimi Hititler, Frigler, Kringenler, Kokonlar, Enetler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler ve Makedonyalılar izler. Daha sonra Bartın’ın tarihsel seyri Roma, Bizans ve 11-13. yüzyıllarda Selçuklular ve Candaroğulları dönemleri ile 1392’de Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katılması şeklinde devam eder.

M.Ö. Ulus ve çevresinde kurulmuş olan Paflagonya Devletinin başkenti Ulus olarak gösterilmektedir. Arıt’ta mevcut tarihi kalıntılara baktığımızda ağırlıklı olarak Roma ve Bizans dönemlerine ait oldukları görülmektedir. Bugüne kadar Belde ve çevresinde hiçbir resmi kazı yapılmadığından başka uygarlıkların yaşayıp yaşamadıkları bilinmemektedir. Toprağın yaklaşık 3-4 metre derinliklerinde hala yaşam izlerine rastlanılmakta olup bunların Roma ve Bizans dönemlerinden eski olabileceği düşünülmektedir. Arıt ile Ulus arasında kalan “Uzun Çarşı” adıyla anılan bölgede yoğun olarak Roma ve Bizans kalıntılarına rastlanmaktadır. Tarihte burasının Amasra ile Safranbolu arasında çok önemli bir ticari geçiş noktası olduğu, İstanbul’da bulunan kapalı çarşının bir benzerinin de burada bulunduğu bilinmektedir. Ancak bu yerleşim yerinin adını belirtir bir yazıt halen mevcut değildir.

Bartın ve Amasra çevresinin Romalıların eline geçmesi M.Ö.70 yılında Paflagonya ve Bitinya devletlerinin ortadan kalkması ile olmuş ve İmparatorluk M.S.395 Yıllarına kadar bölgeyi hakimiyeti altına almıştır. Bu tarihten sonra İmparatorluk ikiye ayrılmış ve Bartın çevresi M.S. 395-1100 tarihleri arasında Doğu Roma (Bizans İmparatorluğu) sınırları içerisinde kalmıştır.

Bartın çevresine yerleşen ve yıllarca bölgeyi hakimiyetleri altında tutan Bizanslılar, Selçuk İmparatorluğu’nun büyümesi üzerine bölgedeki üstünlüklerini sürdüremeyince, Bartın çevresi 1100’lü yıllarda Selçuk Devletinin eline geçmiş, bölge bir süre Türklerin egemenliği altında kaldıktan sonra tekrar Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde yer almıştır. 1200’lü yıllardan sonra bölge sürekli olarak Türk beylikleri arasında el değiştirmiştir. 14. yüzyılın ikinci ve 15. yüzyılın ilk yarılarında, soygun ve baskınlara ağırlık verdikleri anlaşılan korsan tacirlerin, Sinop’la Ereğli arasındaki kıyı kesiminde bir Ceneviz zulmü yaşattıkları görülmektedir. Bu olgu, Gideros, Kromna ve Tion iskelelerinin sönmesine yol açmıştır. Kromna Kale-İskelesi bir korsan yatağı olarak barınılmaz duruma girince buranın halkı iç kısımlara çekilmiş; gelen Türkmenler Demirciköy’ü kurmuşlardır. Aynı şekilde Filyos ve Bartın vadilerinde de kıyıdan uzak yeni köyler ve kasabalar sözü edilen dönemde yoğun Türkmen göçleriyle beslenerek ortaya çıkmıştır.

Karaevli, Çepni, Avşar, Dodurga, Bayat, Saltuklu, Artuklu, Bozoklu, Alaplı, Çandarlı, Yörüklü boylarından, Bizans’ın terk ettiği Paflagonya topraklarına akan Türkmenler; Karluk, Kalaç, Çiğil, Kiymak, Uygur uluslarının kopuntuları, hatta 12. yüzyılda Ukrayna bozkırlarına yayılmış bulunan Kıpçak/Kuman Türklerinden deniz yolu ile bu tarafa geçen kalabalıklar, kaynaşarak terk edilmiş eski Bizans köy ve kasabalarının topraklarına bu yıllarda yerleşmekteydiler. Ulus, Eflani, Bartın, Arıt yörelerinde egemen topluluk bunlardı. 14. yüzyıl boyunca ise Amasra ve yakın çevresi dışında, Kuzeybatı Anadolu’nun Türkleşmesi süreci tamamlanmış bulunuyordu. Yukarıdan da anlaşılacağı üzere Türklerin Arıt’a yerleşmeleri bu tarihlerde olmuştur.

Bu bölge 1460 yılında Fatih Sultan Mehmed’in Amasra’yı fethetmesiyle tamamen Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ancak fetihten sonra Amasra ve çevresinde yaşayan Ceneviz Kolonisi bir süre daha yaşantılarına devam etmişler, sonrasında bölgede yaşayan halkın üçte ikisi İstanbul’a göç ettirilmiştir. Roma ve Bizans egemenliği altında parlak bir dönem geçiren Arıt, Osmanlı döneminde aynı yaşantıyı gösterememiştir. Bunun başlıca sebebi olarak Türklerin Amasra ile iç bölgelerle olan ticari bağlantılarında başka yolları kullanmalarıdır. Ticari önemini kaybeden Arıt, coğrafi yapısı nedeniyle eşkıya gruplarının barınağı haline gelmiştir. Özellikle bu durum Osmanlıların Voyvodalık idaresine geçişinde daha da yoğunluk kazanmaktadır. Bir yandan yoksullukla mücadele eden halk, bir taraftan da eşkıya gruplarının saldırısına maruz kalmakta idi.

Bartın da 1811 yılında Voyvodalığın kaldırılmasından sonra, Bolu-Viranşehir Sancağına bağlandığı, aynı zamanda “Oniki Divan Merkezi” olarak teşkilatlandığı görülüyor. Bartın 1864 tarihli “Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi”nin yayınlandığı tarihe kadar Bolu-Viranşehir sancağına bağlı bir kaza (kadılık) olarak idareyi sürdürdü. Bu tarihten sonra divan teşkilatı ve eyaletler kaldırılmış ve yeni vilayetler kurulmuştur. Bartın 1867 yılında kaza olmuştur. Bartın bu tarihten sonra “Ereğli Sancağı Kaymakamlığı”na bağlanmıştır. Takip eden yıllarda Bartın önce Bolu’ya, Zonguldak’ın Bağımsız Mutasarrıflık haline getirilmesiyle de tekrar Zonguldak’a başlandı. Mustafa Kemal’in emriyle 20.04.1920 ‘de Kastamonu Valiliğine bağlanıp, Cumhuriyetin ilanı ile 1 Nisan 1924’te de Zonguldak’ın ilçesi oldu.

Arıt da o dönemlerde iki divandan teşekkül etmekte idi. Birincisi onbir karyeyi içine alan Menteşpiri, diğeri ise altı karyeden oluşan Kuma’dır. Arıt 1940’lı yıllarda Nahiye statüsüne kavuşmuştur. 1994 Yılında üç köyün (Menteşpiri-Cöcü-Y.Şeyhler) birleşimi ile Belediye olan Arıt’ta halen 12 Köy ve Belediye’ye bağlı 5 mahalle bulunmaktadır.

Coğrafi Yapısı

Arıt, batısında Bartın İl Merkezi, doğusunda Kastamonu, kuzeyinde Kurucaşile ve güneyinde Ulus ilçesi ile çevrilmiş, yer yer 1300 rakımına ulaşan sarp dağlar arasındaki vadide kaybolmuş, yeşilin her tonunu görebileceğiniz tipik bir Karadeniz yerleşim yeri görünümündedir.

Vadi içerisinde irili ufaklı tepeler olup, köyler bunların eteklerine serpiştirilmiştir. Ormanlarında çeşit çeşit yabani hayvanlar ve ağaçlar bulunduran Arıt, yılın her mevsiminde bol yağış almakta ve kışları çok sert geçmektedir.

Doğu-Batı istikametine akan Arıt çayı Beldeye ayrıca bir güzellik katmaktadır. Arıt’a Üç Diş Dağı’nın tepesinden bakıldığında insan, acaba “yeryüzü oluşurken buraya torpil mi geçilmiş” demekten kendini alamıyor. Bunun en büyük kanıtı ise burasının MİLLİ PARK olarak koruma altına alınmış olmasıdır. Arıt, Küre Dağları Milli Parkı’nın tampon bölgesinde yer alıp, parkın giriş kapısıdır.

Doğal Güzellikleri

Turizmin sadece deniz-kumsal-güneş olmadığına inananlar için Belde görülmeye değer bir yerdir. Arıt’ta, yılın her mevsiminde yapabileceğiniz balık avı (dağlarındaki akarsularda nefis alabalık bulunmaktadır), kış aylarında yaban hayvan avı, ilkbahar ve yaz aylarında yayla gezintileri, doğa yürüyüşü, dik ve sarp kayalarında doğa sporları (yamaç paraşütleri için idealdir) ve eski çağlardan kalan yaşam izlerini görme fırsatı bulabilirsiniz. Beldeyi turizm amacıyla ziyaret edecek olanlara Belediye tarafından her türlü rehberlik ve kolaylıklar sağlanmaktadır

Küre Dağları Milli Parkı

T.C. Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve FAO tarafından TUR/96/003 numaralı “Milli Parklar ve Korunan Alanların Yönetimi, Biyoloji Çeşitliliğin Korunması ve Kırsal Kalkınma” konulu dış kaynaklı proje kapsamında 1996-1999 yılları arası Kastamonu ve Bartın illerini kaplayan alan içerisinde yapılan çalışmalar sonucunda; alanın koruma statüsü; “Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkı ” olarak 07.07.2000 tarihli T.C. Resmî Gazete’de yayınlanmak suretiyle ilan edilmiştir.

Küre Dağları Milli Parkı Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz Bölümünde Küre Dağları üzerinde yer almaktadır. Tamamen bir plato karakterindeki milli park doğu-batı doğrultusunda uzanır ve yakın çevresi için fiziksel ve sosyal anlamda bir eşik niteliğindedir. Bu nedenle milli parkın mutlak koruma zonunun yer aldığı alan üzerinde hemen hiçbir yerleşme birimi bulunmamakta, sosyal hayat milli parkın yakın çevresinde devam etmektedir. Bu nedenle milli parkın yakın çevresi tampon zon olarak tanımlanmış ve tampon zonu da içeren bölge planlama alanı olarak kabul edilmiştir. Planlama alanı 114787,5 hektardır. Bu alanın 37.000 hektarı ise milli park olarak ayrılmıştır. Milli Park olarak ilan edilen 37.000 hektarlık alanın yaklaşık % 45’e yakın bir kısmı Bartın İli mülki hudutları içerisinde diğer kalan kısmı da Kastamonu İli mülki hudutları içerisinde kalmaktadır. İdari olarak milli park çevresindeki ilçe merkezleri; Azdavay, Pınarbaşı, Ulus, Kurucaşile, Amasra ve Cide ilçeleri olup, belde olarak da yalnızca Arıt Beldesi bulunmaktadır. Arıt Beldesi, Milli Parkı sınırlayan Mutlak koruma zonu içerisindeki çanak içinde kalan tek yerleşim yeridir.

Milli park ve yakın çevresi Batı Karadeniz Karst Kuşağı içerisinde yer almaktadır. Karstik kuşak malm-kretase yaşlı sığ denizel transgresyon ürünüdür. Bu karstik birimler içerinde özellikle kanyonlar, boğazlar, mağaralar ve düdenler görülmeğe değer öğelerdir. Planlama alanı bitki kuşaklar açısından euro-siberian floristik bölgenin öksin kesiminde kalmaktadır. Öksin bölgenin genel karakterine bağlı olarak orman ekosistemi içerinde karışık yapraklı türler ile iğne yapraklı türler alan içerisinde genellikle homojen bir karışıma sahiptir. Özellikle milli park içerinde kalan kesimlerde her dem yeşil ve yaprağını döken ağaç ve çalıların baskın olduğu nemli karaktere sahip bir vejetasyon yapısı hakimdir.

    Küre Dağları Milli Parkının vejetasyon yapısı dört ana grupta toplanabilir;

1-Batı Karadeniz ılıman kuşak kayın ve köknar ormanları

2-Yalancı maki formasyonu

3-Karstik alandaki biyolojik çeşitlilik açısından önemli karışık orman

4-Endemik bitki türlerinin varlığı

Mevcut verilere göre tespit edilen alandaki 675 bitki taksonundan 109 tanesi endemik türdür. Kayın ve köknar ormanları ile yalancı maki formasyonu ülkemizde geniş bir yayılım alanına sahiptir. Karstik alandaki karışık ormanlar ise biyolojik çeşitlilik açısından gerek bitki türleri ve gerekse bu türlerin kompozisyonu açısından son derece önemlidir. Sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin küresel önemi, WWF’nin, Akdeniz ormanlarının korunması için son zamanlarda belirlemiş olduğu on sıcak nokta listesine dahil edilmesi ile ortaya konulmaktadır. Milli park ve yakın çevresi zoolojik açıdan da ulusal ve uluslararası düzeyde öneme sahip bir alandır. Türkiye’de varlığı bilinen 132 memeli türünden 40’ına bu bölgede rastlanmaktadır. Ayrıca vaşak, su samuru, karaca ve geyik gibi nesli tehlike altında olan türler de bu bölgede yaşamaktadır.

Avifauna açısından yörede 38 kuş familyasından 129 kuş türü yaşamakta, bunların 46’sının soyu tükenme tehlikesi altındadır. Ayrıca alanda, yırtıcı kuşlardan akbaba ve gece yırtıcı türleri de yörenin avifaunal açıdan zenginliğini ortaya koymaktadır.

Alandaki kanyon, mağara, düden, şelale gibi oluşumlar ile karışık yapraklı ormanlar, doğal kompozisyon içerisinde çeşitlilik oluşturarak doğal peyzaj açısından eşsiz bir manzara bütünlüğünü ortaya koyarlar.

Milli parkın yakın çevresi zengin ve çeşitli folklorik değerlere sahiptir. Milli parkın doğal güzelliklerinin yanı sıra bu folklorik değerler yörenin en önemli turizm potansiyelini oluşturmaktadır. Zengin halk müziği, giyim-kuşamdaki özgünlük ve yerel mutfak, halk kültürünün en önemli öğeleridir. Milli parkın yakın çevresindeki yerleşmeler genelde mahalle tarzı yerleşmeler olup, Karadeniz Bölgesi’nin tipik dağınık yerleşme formunu göstermezler. Yerleşmelerdeki konutlar genelde ahşap malzemeden yapılmış geleneksel mimarinin özgün örnekleri biçimindedir.

 

Google Banners 300x250
Bugün
Dün
Bu Hafta
Son Hafta
Bu ay
Geçen Ay
Toplam
175
909
5744
899962
16504
31288
914953
Your IP: 212.156.71.202
2017-12-16 09:00